18. 1001 FESTİVAL AFİŞİ
FESTİVALİ TAKİP ET!

Bir (Belgesel) Film Festivali Neden Yapılır?

mustafa_unlu Güncel bir sorunun geçmişte aranan yanıtı
Belgesel denildiğinde akla ilk, toprağı bol olsun, Kaptan Cousteau’nun deniz araştırmalarını, günün ötesinde icatlar kullanarak, sahiden de ilginç, heyecanlı, rengârenk TV dizisi geliyordu. Sonra, Japonların bütün Asya’yı geçip İstanbul’a kadar, dört çekerli arazi araçları, harika bir görsellik, bilmediğimiz, görmediğimiz pek çok bilgi ve Kitaro’nun nefis müziği ile geldikleri İpek Yolu belgeseli. O kadar sevildi ki, sonra ki yıllarda ben deyim 3, siz deyin dört kez, bizden birileri, belgesel kaleminde görülmemiş (ve bir daha da çok azı bile görülmeyen) sponsor paralarını alıp hüsranlara doğru yola düştüler. O büyük yapımları şu ya da bu şekilde izledik ama galiba saymadık.


Oysa nice işler vardı on yıllardır Türkiye’de yapılan, TRT’de yapılanları TRT’de gösterilen, diğerleri film, u-matic ya da betacam kutularında kalan… Biz sayıyorduk ama ahali, ahalinin de meraklısı, çok çok sol elin serçe parmağına gelip orada kalıyordu.


Yıl 1997 oldu, birkaç belgeselci, “kaç kişiymişiz bir görelim” diyerekten yola çıktı. Birinci Türkiye Belgeselciler Konferansı o yıl toplandı. Çokmuşuz. Yerinde batasıca gökdelenler yükselip asan-sörlerin can aldığı Ali Sami Yen’i dolduracak kadar değil de, Feriye’nin büyük salonunu dolduracak kadar çokmuşuz. O tarihi, vallahi “tarihi” toplantıda belgesel üzerine onlarca bildiri, araştırma, söz, yazı bir araya geldi, Belgesel Sinemacılar Birliği doğdu. 1001 Belgesel Film Festivali başladı.


Bu festival yarışmasız olacak, ücretsiz olacak, gelen her film, eğer “belgesel” ise programa alınacaktı. Programa alınan her belgesele, ahşap bir plaka üzerine, BSB’nin Dünya’yı taşıyan pelikülden gemi logosunun hemen altına yapıştırılmış, o zamanlarda, vatandaşın hiç olmazsa gırgırına milyonerlik sıfatı ile birlikte altı adet sıfırın silinmesinden önceki zamanlarda az bulunan “1 TL”, temsili telif hakkı verilecek.


İlk 1001’de eski yeni, uzun kısa, şöyle böyle Türkiye’de yapılmış, duyup da başvurmuş, bilinip de çağrılmış ne kadar film varsa gösterildi. Üç yıl bu böyle sürdü. Her filmi birlikte izledik; birbirimizin elini sıktık, konuştuk, birbirimize teşekkür ettik; izleyicilerden laf işittik. Çoğumuz, filmlerimiz o kocaman perdelere yansırken aksi yöne baktık, salondakilerin karanlık içinde parlayan gözlerine, jestlerine filan.


Milenyum dedikleri yıl, Festival sıçradı. “Uluslararası” 1001 Belgesel Film Festivali oldu. Çağrımızı yurtdışına da yaptık. İktisatçıların dedikleri gibi, “istekler sınırsız, kaynaklar sınırlı”; Türkiye’den gelen filmleri gene ellemedik ama yabancıları elemek gerekti. Ama bu iş çok acayipti: 30-40 kişi bir evde toplanıldı, gün ve gece boyunca (kaç gün ve gece anımsamıyorum), her film izlendi, her izleyen düşüncesini söyledi, acayip çaylar içildi, acayip tartışmalar oldu, çok acayipti. Zordu da. Bir film programa alınmasın deniyorsa herkesin ikna edilmesi gerekiyordu. Hadi bakalım! Daha acayibi, oluyordu da… Sonunda oy birliği ile ama dayanması zor bir mahcubiyet içinde çarpıyı koyuyorduk kimi filmlere. Bazen de tersi oluyordu: “12 Öfkeli Adam” vakası yani.


O filmler dünyanın başka başka yerlerinden geldi. Üstelik bazılarının yönetmenleri, yapımcıları da konuğumuz, arkadaşımız oldu. Kapıyı pencereyi açtık, havalandık yani. Biz varız dedik, nerede olduğumuz gördük.


17 yıl geçti. Binlerce film, yüzlerce belgeselci, on binlerce izleyici bir araya geldi. Gelenlerin belgesel algısı değişti. Her derin ve gerçek deneyimden sonra olduğu gibi, yaşamları da bir daha aynı olmadı.


Şerefe!


Mustafa Ünlü

DUYURULAR
bsb_logo.png© 2015 18. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali | Belgesel Sinemacılar Birliği